Category: filmmakarasi

Hilal Çetinder’den yazılar…

Müzikal bir başkaldırı; ‘Yaşamın Ritmi’

İsveç – Fransa ortak yapımı ‘Yaşamın Ritmi – Sound of Noise’, İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale için yarışan 12 filminden biriydi. Ola Simonsson ve Johannes Stjärne Nilsson tarafından yönetilen ve başrollerinde Sanna Persson Halapi, Bengt Nilsson, Magnus Börjeson gibi isimlerin yer aldığı film, birçok uluslararası festivalden de ödüllerle döndü. Biraz absürd, biraz komik ve hayli özgün, sisteme müzikle meydan okuyan bir senaryo…

Filmde, gerçek adıyla yer alan Sanna (Sanna Persson Halapi), ele avuca sığmayan, düzen bozucu! eski müzik akademili bir kent suçlusu. Onu kovalayansa, müzisyen ailenin, müzikten kopuk polis dedektifi Amedeus Warnebring (Bengt Nilsson). Sanna ve adeta titizlikle seçtiği işinin ehli davulcu çetesi, kentte adım adım müzikal saldırı düzenlerken, tek isteği sessizlik olan Amedeus, o hiç dayanamadığı müziğin ipuçlarını takip ediyor. Sanna’nın suç filmlerinin klasikleşen ‘kadro kurma’ hallerini aratmayan incelikle oluşturduğu çetesiyle kendini adadığı müzikle terörü, Amedeus’un ailesiyle iplerin kopmasına neden olan müzik nefretinin kesişimi, sıra dışı bir tarzla sunuluyor… Sanna ve çetesi dokunduğunu enstrümana çeviren düşmanken, Amedeus’un mutlak isteği sessizliğin anahtarı oluyor. Ve ortaya, kentin tek bir enstrümana dönüştüğü nefis finalli, ortaya karışık, müzikal bir suç komedisi çıkıyor… Ucundan kıyısından, olabileceği kadar aşk da bu enstrümana tanıklık ediyor.

Aslında bir komedi gibi görünen yapım, derininde farklı açılımlar da bırakıyor. Düzeni, devlet ve ona bağlı sistemi, yık(a)masalarda sendeletmeyi başaran usta ama anarşist müzisyen grubun müzikal başkaldırısı, bilineni yine su yüzüne çıkartıyor ve sistemin devamını salık veriyor. Başkaldıranlar ya ötekileştirilir ya da sisteme uydurulur. Her ne kadar müzikal malzemelerini, sistemin kendisinden,  birer birer performansladıkları toplumsal kültürü işaret eden ana noktalardan (sağlık sistemini hastane odasında, ekonomiyi bankada) seçip, kentte ve polis departmanında kaçınılmaz olan telaşı tetikleseler de, aksi pek de mümkün değildir.

Tamam, bildik Hollywood filmlerinden değil. Ama İsveç dolaylarından gelen filmlere ilgi duyuyorsanız, özgün bir senaryo istiyorsanız, hele de konserlerde davulcu solosuyla kendinizden geçiyorsanız, müziğin hiç susmadığı bu film tam sizlik… Kaçırmayın.

 

Hilal Çetinder

www.filmmakarasi.com