Category: Serkan Çakıt

Serkan Çakıt’tan yazılar…

Kurt Elling – The Gate

Dedicated To You ile gelen “Best Vocal Jazz Album” ödülünü alalı henüz bir sene olmuşken Kurt Elling üretmeye devam ediyor. Dört oktavlık bariton sesiyle şu ana kadar yaptığı her albümle Grammy Ödülleri’ne aday gösterilmiş olan Elling, Concord Records tarafından yayınlanan “The Gate” isimli son albümüyle de sınırları gene zorlamış görünüyor. Her yeni albümünde aranjörü, piyanisti ve arkadaşı Laurence Hobgood ile yeni arayışlar içerisinde olan Elling, bu albümünde de sürprizlerine devam etmiş ve neredeyse tamamen cover diyebileceğimiz bir albümle karşımıza çıkmış. Efsane prodüktörlerden Don Was ile gerçekleştirdiği albümünde kimlerden parça seçmemiş ki? Stevie Wonder’dan Joe Jackson’a, The Beatles’tan King Crimson’a, Miles Davis’ten Herbie Hancock’a uzanan geniş bir yelpaze. “Bu kayıtlarda yer alan müzisyenler, daha da iyi olmam için bana ilham verdiler” diyen Elling, albümde bir çok değerli müzisyenle çalışma imkanı bulmuş. İlerledikleri yolda artık Kurt Elling ile kader ortaklığı yaptıkları görünen piyanist Laurence Hobgood, yine albümdeki tüm parçaların aranjmanlarında ustalığını konuşturmuş. Chick Corea Elektric Band ile gönlümüzde taht kuran virtüöz John Patitucci; bastığı her notayı kelime olarak duyurabilmeyi başaran gitarist John Mclean; Yellowjackets denince aklımıza ilk gelen usta tenor saksafoncu, besteci, aranjör ve band lideri Bob Mintzer; Elling ile zaten senelerdir sahne performanslarında birlikte olan davulcu Kobie Watkins, davulcu ve perküsyonist Terren Gully ve usta perküsyonist Lenny Castro. Bu kadro ile beraber Don Was prodüktörlüğünde gerçekleşmiş olan “The Gate”, bu senede Grammy’nin en güçlü adayları arasında yer alacak gibi görünüyor.

 

Albüm, progressive rock kavramının ortaya çıkmasına çok önemli katkılarda bulunmuş King Crimson’ın 1981 tarihli Discipline albümünden “Matte Kudasai” isimli parça ile başlıyor. Ritmlerdeki ufak oynamalarla orjinaline sadık kalınarak çalınmış. Elling’in tek bir vocal harmonize darbesi ile sağladığı derinliğe Mclean’in adı gibi temiz gitar solosu eklenince ortaya büyülü bir yorum çıkmış.

 

“Steppin’ Out”, ’80 lerin başında ün yapan Joe Jackson’ın Night and Day albümünden. Birkaç sene evvel tapping ustası gitarist Stanley Jordan’ın da yorumladığı parça, swing ritmi ve Elling yorumuyla bambaşka bir parça haline dönmüş. Aradaki Hobgood solosunu da ısrarla dinlemenizi tavsiye ederim.

 

Zamanında Herbie Hancock’ı vocoder aracılığıyla da olsa vokallerde dinlediğimiz “Come Runnig To Me”, Hancock’ın ’77 Sunlight albümünden. Parçanın “The Gate” yorumu, orijinal kaydın nakarat temasının üzerine yoğunlaşmış ve Elling’in farklı teknik ve tınılarda kullandığı sesiyle güzel bir slow olmuş.

 

Bir Kurt Elling albümünde Beatles parçası bulmak, her zaman karşınıza çıkabilecek bir şey değil. Fakat “Norwegian Wood” un bu yorumunu dinledikten sonra bunun tekrarlanmasını isteyeceğinize eminim. ’65 Lennon/Mccartney bestesi parça, 3/4 lük yerine 4/4 lük olarak aranje edilmiş ve içinde müthiş bir Mclean solosu barındırıyor. Kurt Elling bu parçada da çoklu vokal tekniğini yerinde bir şekilde bol bol kullanıyor.

 

Miles Davis’in, 1959’da o efsane kadroyla jazz dünyasına armağan ettiği, her evde bulunması gereken jazz albümlerinin başında gelen “Kind of Blue” albümünde öyle bir ballad vardır ki, kelimelerle tarif etmek imkansız; “Blue In Green”. Hala Miles’in mi, Bill Evans’ın mı yazdığı tartışılan muhteşem ballad, The Gate’te de yerini almış ve  bence şüphe bırakmaz şekilde albümün en sıkı parçası. Kurt Elling’in neden zamanımızın en iyi vokallerinden birisi olduğunu, sesinin dip ve top noktalarına olan hakimiyetini adeta ders vererek gösterdiği, falsetto sınırlarını zorlayan yorumunu tarif etmek imkansız. Sadece dinleyin lütfen.

 

“Samurai Cowboy”, Elling’in ustaca yaptığı “vocalese” tekniğinin güzel bir örneği. Yanılmıyorsam 2008 İş Sanat konserinde, o zamanlar parçanın ismini başka bir şekilde lanse ederek söylemişti. Marc Johnson’ın ’85 yılında Bass Desires albümünde çaldığı “Samurai Hee How” parçasının melodi ve solosu üzerine Elling tarafından yazılmış sözler ile komik bir hikayeden oluşuyor. Acapella havasının yanında, Bob Minzter’ı da albümde ilk kez burada duyuyoruz.

 

’70 lerin ünlü soul/funk grubu Earth, Wind & Fire’a ait “After The Love Has Gone”, doya doya Kurt duyabileceğiniz uzun ve slow bir parça.

 

Böylesi bir yelpazenin içinde bir de Stevie Wonder parçası görmek beni çok sevindirdi. Kurt’un uzun zamandır konserlerinde de Ernie Watts ile beraber seslendirdiği “Golden Lady” e bu yorumda Bob Mintzer eşlik etmiş.

 

Albümde son olarak bilenlerin iyi bildiği jazz-pop piyanisti Don Grolnick’in bestesi “Nighttown, Lady Bright” yer alıyor. Dokuz dakikalık bu uzun aranjmanda Elling bir de sürpriz yapıp bir ustayı, Duke Ellington’ı hatırlayarak, onun “Music Is My Mistress” kitabından alıntı yapıyor. Patitucci solosu sonrası yapılan bu alıntıyla beraber Hobgood solosuyla The Gate’de sona eriyor.

 

Bu kadar farklı beste ve yorumu tek bir çatı altında toplamak gerçekten hiç kolay değil. Bu müzisyenler The Gate’de bunu fazlasıyla başarıyorlar. Ama bu Kurt Elling’in albümü. Ve o, seslendirdiği her notayla adeta geçmişle günümüz arasında geçit görevi görüyor ve zaman tünelinden geçirdiği bu dokuz enfes eseri, her nasılsa daha da tamamlanmış bir şekilde günümüze taşıyor.

 

May The Jazz Be With You…

 

Serkan Çakıt