Category: Evdeki Fenerli

Evdeki Fenerli, Fenerbahçe konuları başta olmak üzere spor yorumları yapıyor…

Vefa ve İstikrar

Bloguma “Evdeki Fenerli” köşesini açtığımdan beri takımımın burnu soldan sağa üç harfli pislikten kurtulmadı. Düz tabanlık, uğursuzluk bende mi diye merak etmiyor değilim :( Her sevincin arkasından bir fiyasko yaşıyoruz Fenerliler olarak. Dünyanın en sabırlı ve en mazlum, ama yaşadıklarımızın sonucu olarak da en kayış koparmış, beyni bulanmış insanları olduk son 3 yılda… ne hissedeceğimizi şaşırdık. Doğruları yanlışlardan ayırt edebilmek için insanüstü bir gayret veriyoruz uzun süredir. Futbol seyircisi bu kadar zorlanmaz ki! Bizler basit bir sporun basit taraftarlarıyız ama olaylara yorum getirmekten Kasparov olduk kitle halinde vallahi…

Artık her Fenerbahçeli olayların arkasındaki gerçekleri görme, sebep – sonuç ilişkilieri, satır aralarını okuma konularında uzman oldu. Alex onu dedi ama Aykut da bilmem kime laf çarptı, aslında Aziz başkan 6 ay önce göz kırpmıştı, mikrofonu eline alması bir işaretti, zaten Aykut’un da Kasımpaşa maçında gözü seğirmişti, daha büyük belirti mi olurdu aaayy… gına geldi A’ların hareketlerini yorumlamaya çalışmaktan.

Bu yüzden kim haklı, kim haksız analizi yapmak istemiyorum. Bazı doğru ve yanlışları sıralayalım, toplayalım ama eşitliğin sağ tarafı yoruma açık kalsın… iki kavrama odaklanalım; vefa ve istikrar!

İyi işler yapan bir direktörün, başkanın, futbolcunun uzun yıllar camiada kalmasından daha güzel bir şey var mı? Türkiye’nin tamamı olarak pek bir ayran gönüllü değil miyiz? Deneme tahtası gibi oynamıyor muyuz takımların ve kişilerin kaderleriyle? Her birinde sihirli değnek varmış gibi işe başlar başlamaz Barcelona futbolu oynamasını, oynatmasını bekliyoruz. Nefret bir huy!

Sadece bu yüzden 1 Ekim’e kadar herkes eleştirirken, “istifa et” derken sonuna kadar destekledim Aykut Kocaman’ı… İstikrar istiyordum çünkü bu konuda. Aykut da çok uygundu uzun süre takımı yönetmeye… Akllıydı, bizden biriydi, camianın çok sevdiği evladıydı, uzun vadeli düşünüyordu. Tamam, henüz çok iyi top oynatmıyordu Fener’e ama oynatmak için bir planı vardı ve bazen sinyallerini görüyorduk bunun. Cebini doldurmaya gelmemişti, vefa borcu vardı kulübüne, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Her hareketinde, her açıklamasında görüyordum bunu… Marsilya maçında 82’den sonra iki gol yiyince de, Kasımpaşa’ya yenilince de kızmadım Aykut’a, herkes kızdı ama… Alex çıkmış 2 gol yemişiz, lafa bak! Çıkartacak tabii… defansif özellikleri ile mi meşhur Alex? Tamam gayretli oynuyordu o maçta, ama defans yapamaz ki o? Maç galibiyetle bitse herkesin kralı olacaktı Aykut. 2 golün insana ettiklerine bakın… ne kadar nankör bir oyun bu futbol… ve nankörlük ne acı değil mi Aykut? Ali Şen senle Oğuz’u gönderdiğinde de sizin emeğinize nankörlük etmişti. Vefasızlık örneği olarak kayıtlara geçmişti olay. İkiniz o dönemki Fener’in her şeyiydiniz, sırtınızda taşımıştınız takımı. Ailen gibi hissettiğin yerin sana karşı vefasızlığı can yakmıyor mu? Bunu en iyi sen bilirsin… sen söyle.

Ve başkan… senin için biber gazı yedi bu taraftar, senin için cop yedi. Yemelere doymadı hatta, her olayda Atatürk ve Cumhuriyet’in bekçileri olduğu bilinen kitleye dayadıkça dayadılar bu ikisini hırslarını çıkarır gibi, kadın – çocuk demeden. Kaç kere Adliye’nin, kaç kere Metris’in önünde toplanıldı. İstikrar abidesiydin kulübün başında, çok olağanüstü işler yapmıştın 10 yıldır. “Fener’in Atatürk’ü” yakıştırmaları başlamıştı senin için. Sonuca odaklanıp yaptığın işlerin büyüklüğü yadsınamaz elbette ama istikrar sayesinde yapabildin bütün bunları… ve de vefa… soğuk hapisanede seni yalnız bıraksaydık ne hissederdin? Haksız yere içeride tutulduğunu bildikleri halde kimse ilgilenmeseydi senle, nasıl olurdu? Anında satsaydık seni, aynen senin Alex’e yaptığın gibi? Sen değil miydin Lefter’e hastanedeyken “orası soğuktur, üşür, hemen eşofman gönderin” diyen yüce gönüllü, vefalı başkan? Sen bu hareketlerinle büyümedin mi giderek? Bir Alex miydi senin vefanı hak etmeyen? Vefasızlık can yakar başkan… sen de biliyorsun. Sen canımızı yaktın…

Bugüne kadar methiye yazmaya layık bulduğum ( http://www.baler.biz/?p=231 ), üşenmeyip özelliklerini uzun uzun anlattığım tek futbolcunun gidişine bakın Allah aşkına. Rezalet!

Alex’in yaptığı yanlışlara çok uzun girmeyeceğim; evet, Alex de sütten çıkmış ak kaşık değil. Surat, tavır yapamazsın, “kıskançlık” lafı geçen tweet atamazsın, haksızsın! Otoriteyi sarsamazsın, ne kadar sevilirsen sevil… ama lütfen söyleyin, iki surat çevirme, bir el uzatmama ve bir tweet midir 8 yıl Fener’i sırtında taşıyan adamın bu şekilde gönderilmesini haklı çıkaran sebepler? Yok telefonuyla ilgilenmiş, toplantıda başkanın yüzüne bakmamış, bacak bacak üzerine atmış… bizim kültürde böyle şey yokmuş?! 8 yıldır saygıda kusur etmemişti bu adam, şimdi mi battı? bahaneye bak! Aylardır adama etmediğinizi bırakmayın, ekmeği ile oynayın sonra sıraladığınız maddelere bakın?! Sen zaten kararını vermişsin şimdi Alex’e tiyatro sahneliyorsun. Sen zaten adamın ipini çekmişsin, sonra da çocukları bile inandıramayacak bahaneler diziyorsun. Bunlar şike operasyonunun ilk duruşmasında sana yapılan şeyler değil miydi başkan? Senin cümlelerin değil miydi bunlar? Sen yedin mi bunları ki şimdi bize yedirmeye çalışıyorsun?

Ne ucuz fatura abicim bu, ne vefasızlık, ne kıymet bilmezlik… hayret yani. Yok muydu veya olamaz mıydı bunun daha medeni bir yolu? Bu kadar mı koskoca Fener yönetiminin aklı? Aferin… ne denir ki size?

Düzgün bir planla bu olay krize dönüşmeden çözülebilirdi, diyelim yapılamadı, krize dönüşürken de çok daha iyi yönetilebilirdi. Bütün sorun burada yatıyor. 1 Ekim akşamı kanal zaplarken Şansal Büyüka’nın süper cümlesini iyi ki yakalamışım, hislerime tercüman oldu sağolsun:

“Gitmesine karşı değilim, gidiş şekline müthiş karşıyım!”

Hayatta en nefret ettiğim kavramları sıralasam hepsi yaklaşık olarak vefasızlık anlamına gelebilecek nankörlük, kadir kıymet bilmezlik gibi şeyleri yazarım… üzerine adaletsizlik eklerim, hiç tahammülüm yoktur! Ve de Türk sporu için ne istersin deseler en önce istikrar derim. O kadar dansöz bir ortamımız var ki herkes günlük skorlara göre konuşuyor, yeni gelen her insan evladı 10 dakika deneniyor ve “Aa sende de mi sihirli değnek yok? Git o zaman bizim takımdan” deniyor… işte benim kişileri silmeme sebep olacak az sayıdaki bu suçların tamamı işlendi 1 Ekim’de.

Yarın Mönchengladbach maçımız var. Haftasonu BJK. Bunları 5-0 yensek. Sonrasında yenilgisiz devam edip lig ve UEFA şampiyonu olsak. Daha sonra mesela Barça ile oynasak süper kupada, bir 5 de ona atsak ayağımız değmişken… bu okuduğunuz yazı hala geçerliliğini korur! Sadece bunu belirtmek istiyorum. Sonuçtan tamamen bağımsız olarak yazdım çünkü vefasızlık çok büyük suçtur gözümde ve “inşallah gelecek olan” başarı bu suçu affettiremez. “Bak öyle dedin ama ne biçim başarılı olduk” demeyin bana. Zaten başarısızlık gelirse de kulübü bırakın, kendinize apartman yöneticiliği falan arayın sevgili başkanım ve sportif direktörüm… ve bir gün Fener’den gidince geri dönmeyin, aynen bu suçu vakti zamanında işlemiş Ali Şen gibi… kesinlikle dönmeyin. Ancak hazır olduğunda Alex dönsün lütfen… kalacak yeri yoksa da gelsin bizde kalsın. Eşim Galatasaraylı ama onu başının tacı yapar, sizden iyi bakar, biliyorum.

Baler.