Month: December 2010

Fenerbahçe ve Ligin İlk Yarısı

Evdeki Fener’liyim ben. Fırsat buldukça mabedimize de gidiyorum ama evde veya statta olsun Fenerbahçe futbolunun seyircisiyim, bilet veya yayınını alan müşterisiyim ve seyrettiğim şeyden hoşlanmak isterim. Bunun bana sağlanmasını beklerim. Bütün sene “bir şekilde” sonuca gitmeye çalışan, bazen giden, ama her maçı korku filmi gibi yaşatan bir takım seyretmekten hoşlanmıyorum. Böyle bir takım seyretmek, her maçın ikinci yarısında “attığımız bir golün üzerine yatamayacağız herhalde” düşüncesi ile maç süresinin bitmesini beklemek istemiyorum. Hele eskiden hiç yaşamadığımız şekilde son maçta şampiyonluğu veren ve bunu dört yılda iki kere yaparak adet haline getirmiş olan bir takım hiç istemiyorum. Daum ile birlikte bütün bu saydıklarım futbol kültürü olarak yerleşmişti takımımda son yıllarda ve bundan son derece mutsuzdum. “Şampiyonluk umurumda değil, ben doğru düzgün futbol oynayan, en azından bu yolda ilerleyen bir takım seyretmek istiyorum” diyordum hep. Şampiyon olduğumuz senelerde de diyordum bunu.

 

Bu senenin başında Aykut Kocaman’ı yukarıda saydığım sebepler yüzünden çok destekledim. Aykut’un Fenerbahçe’yi uzun vadede bütün dünyanın kıskandığı ve örnek aldığı bir Barcelona ekolüne doğru yürütmesini hala diliyorum ama tahminimden zor olacak, belki de olamayacak bu… Ligin en başında kırk yıllık Fener’lilik tarihimin en büyük fiyaskolarından birine şahit oldum, Young Boys maçı! Rakip değil tamamen Fenerbahçe kaynaklı bir endişe idi benimki, çünkü bu kadar ne yaptığını bilmeyen bir takım seyredeceğimi hiç düşünmemiştim. “Off” dedim kendime, “gerçekten tam olarak sıfırdan başlamışız, çok işimiz var”.

 

Aykut’a bütün aklındakileri oturtabilmesi için ilk yarının sonuna kadar süre vermiştim, çünkü seyretmiş olduğum takımın düzelmesi bir – iki aylık iş değildi. Dedim ki bu adam gerçekten fark yaratmaya gelmiş, mevcut dengeleri tamamen bozmuş, hatta yerle yeksan etmiş. Ya gerçekten çok iyi olacağız, ya da bütün sene sürüneceğiz. Aklımdaki zaman geldi. İstikrarlı bir futbolumuz hala yok, ama önceki senelerden daha iyi bir futbol anlayışına doğru gidiyoruz. Eski yıllardaki Fener’i hiç ama hiç özlemiyorum. Hatta zaman zaman o Fener’den kareler görünce hala korkuyorum ama neyse ki o kareler giderek azalıyor, bu yüzden yarınlara olan ümidimi koruyorum.

 

Aykut’un bazı denemeleri var, zayıf rakiplere karşı tutuyor ama hiçbir dirençli takıma karşı henüz tutmadı. Eğer skorda 2 farklı üstünlüğü ele geçirebilirsek o maçı alabiliyoruz, ama 1 farklıları hala koruyamıyoruz. Dirençli takımlara karşı öne geçmekte de zorlanıyoruz zaten. Bir Barcelona olabilmek yılların işi, bunu herkes gibi ben de biliyorum ve daha ilk yılda o noktaya gelinmesini beklemiyorum. Sadece düzenli olarak iyi futbol seyretme hayallerimin gerçekleşmesi benim düşündüğüm kadar erken olamayacak, bunu anladım.

 

İstikrarlı ve güzel futbol adına (maçlarda alınan sonuçlar hala önemli değil, ısrarla belirtiyorum) Aykut Kocaman’ın aklındakileri sahaya yansıtabilmesi için sanırım bu seneyi tamamen harcamaya ihtiyacı var. Seneye FB çok daha güzel top oynayacaksa, bu seneyi vermeye zaten razıyım. Lakin burası Türkiye… ben razıyım ama sabırsız camiamız ve yönetimimiz rahat duracak mı acaba? Bir diğer nokta da Aykut’un bunu başaracak kapasitede olup olmadığı. Sene başında güvenim daha fazlaydı ona. Bazı güzel futbol haftalarından hemen sonra yine kötü FB seyredince soru işaretlerim artmaya başladı. “Acaba iyi futbol bir tesadüf müydü? Gerçekte hiçbir şey düzelmiyor mu?” diye sordum kendime.

 

Sonuçta sene başından biraz daha az olarak Aykut’a inanmaya devam ediyorum. Ancak kapasitesini sorguluyorum, yönetimin sabrını sorguluyorum. Fener’in ulu orta “Avrupa bizi ilgilendirmiyor, biz ligde şampiyon olacağız” diyebilen vizyonsuz Daum’dan kurtulmuş olmasına çok seviniyorum. İyi futbol için yapılacak yatırıma istisnasız bütün taraftarımızın destek vereceğini biliyorum… ve diyorum ki “inşallah bu senenin sonuna kadar seyir zevki olan bir takım yaratılır. Şampiyonluk seneye kalsa da olur; yok eğer bu sene gelecek olursa zaten ballı börek olur”. Ümidimizi kaybetmeden izleyelim ve görelim.

 

Baler.