Month: June 2011

İyi şoför, trafikte varlığı belli olmayandır

Yıllardır araba kullanırken benimsediğim felsefe budur. Aynı zamanda hem arkadaş çevremde, hem de trafikte sürekli gözlemlediğim bir konudur. Bu yüzden bu konuda artık filiozof yarasalık yapabilirim.

 

Teori esasen çok basit. “Nasıl sürersen sür, trafiğin genel akışını bozma! Etrafındaki hiçbir şoföre gaza veya frene bastırma” şeklinde özetlenebilir. Diyelim 60’la sürüyorsunuz arabanızı. Ankara’da Eskişehir yolunda gidiyorsunuz Bakanlıklar’dan Konutkent’e doğru. Hangi şeritte olmanız gerekir? Elbette en sağda. Bu durumda kimse rahatsız olur mu? Hayır, olmamalı. Lakin aynı işi en sol şeritte yaparsanız ne olur? Trafikte varlığınız belli olur. Arkadan gelen daha hızlı arabaları çaresiz bırakırsınız. Ya sağınızdan geçmek ya da sert fren yapmak zorunda kalırlar. İşte şu anda kötü şoför oldunuz, üzgünüm.

 

Devam edelim. Diyelim yine aynı yolda gidiyorsunuz, ama bu sefer gerçekten hızlı. Mesela 160 falan… Ha, bu arada yazıları yazarken Demir Bükey olmaya falan çalışmıyorum. Trafiğin doğrularını tavsiye edecek, “aman arkadaşlar, şu ve şu hareketlerden uzak durun” diyecek değilim. Öyle bir misyonum yok, bu yüzden burada yazdıklarımı sakın evde uygulamayın! :) Evet, diyelim 160 falan… Şeritlere dağılmış araçlar arasında mecburen makas atarak, yani zikzaklar çizerek ilerliyorsunuz. Bu hareket sırasında herhangi bir aracı eğer zor durumda bırakıyorsanız yine kötü şoförsünüz! Yani siz makas atarken birileri gaza veya frene abanmak zorunda kalıyorsa o makas işini beceremiyorsunuz demektir; yapmayın daha iyi. Ama eğer kimseye normal seyrini bozduracak bir efor sarfettirmiyorsanız iyi şoförsünüz, çünkü trafikte varlığınız belli olmuyor. Onlar sürmek istedikleri şekilde sürüyor ve sizin yüzünüzden ekstra bir zahmete girmiyorlar. Süper!

 

Temeli bu şekilde teorimin. Buna park etmek yerine terk etmek eyleminde bulunduğunuz zaman çevreye verdiğiniz zahmetleri de örnek olarak ekleyebilirsiniz. Ya da kırmızıda geçince sizin yüzünüzden oluşan ekstra zahmetler varsa yine kötüsünüz; veyahut da ters yöne girip, doğru yönde gelen araçtan bir de utanmadan yol istiyorsanız kötünün kötüsüsünüz gibi :)

 

Trafik hepimizin eşit olarak (en azından teoride) ve birlikte hareket ettiği bir ortam. Kafayı azıcık çalıştırıp kimseye zahmet vermemeye çalıştığınızda gerçekten iyi şoför olmak mümkün. Mesela yan şeride kendinizi canhıraş bir biçimde attınız ve yandaki araba sert fren yaparak ailenize sevgilerini iletti. O mu kötü, siz mi? Hiç savunma yapmayın işte, kötüsünüz. Bu düşünceyi iyice ileri taşımak istiyorsanız bir de arabanızın içindeki yolcuları ekleyebilirsiniz. Sürekli arabada birbirine değen süt şişeleri taşır gibi sürmelisiniz yolcunuz varken. Onları ani gazlarla, sert frenlerle çalkalıyor, virajlarda samimi olmak zorunda bırakıyorsanız şişeleri kırarsınız, yine kötüsünüz. Vites geçişleriniz falan süper akıcı ve yumuşak olmalı. Bunda iyi olup olmadığınızı tam vites atarken iç dikiz aynasında arka ortadaki yolcunuzda görebilirsiniz, ya da çaktırmadan sağ koltukta görürsünüz. Yolcuların kafaları sert hareket yaparak oynamamalı, yumuşak hareketler yapmalı hep :)

 

Trafik hakkında sanırım onlarca teorim var, hepsini yavaş yavaş paylaşacağım bu bölümde. Bunları gençlik yıllarımızdan beri hep birlikte geliştirdiğimiz arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ederim. Her teorinin olgunlaşmasında büyük katkıları var. Öncelikle en çok katkıyı yapan Ahmet Yazal ve arkasından Mustafa Özgür ve Ahmet Levent Yener. Sağolun dostlar :)

 

Kazasız belasız sürüşler dilerim.

 

Baler.