Month: July 2012

Değerli Zümrüt

Baler ve Biz’in değerli spor blogger’ından bu sefer nefis bir konser yazısı geldi. Asliastari.net’in Aslı’sının (evet, o Aslı:) kaleminden okuyun:

CARO

Caroline Esmeralda Van der Leeuw… Bilinen adıyla Caro Emerald… 1981 doğumlu bir Hollandalı. İyi cazcı olmanın olmazsa olmaz şartı olan bol kilonun hakkını vermekle birlikte bebek gibi bir yüze ve dinledikçe insanı ferahlatan olağanüstü bir sese sahip…

Biz kendisini tanıma şerefine erişememiştik festival zamanı gelene kadar. Her ilkbaharda konser kaşınmalarımızla başlayan “hangi konserlere gitsek acaba” araştırmalarımızda Caz Festivali’nin tanıtımında yer alan “Samba, caz, bossa nova ve mambo türlerini harmanlayan sıcak ve hayat dolu şarkıları” ifadesi kendisine ısınmamıza ve biletini koşarak almamıza yetmişti.

Santral İstanbul Kıyı Amfi’deki konserine “ilk defa İstanbul’a geliyorum, konser biletleri yok sattı, çok teşekkür ederim” diyerek başladı. O çok eğlenceli tarzını düşünürsek çok fazla insanın kendinden geçerek dans edeceği bir konser olmasını bekliyordum ancak insanlar şarkılarının çoğunu bilmediğinden mi, yoksa bu anlamda yeterince enerjisi olmadığından mıdır bilinmez, öyle kıpır kıpır bir konser olmadı. Bu durumda her konserin olmazsa olmaz platin koltuklarının da etkisi var sanırım ki o koltuktakilerin en önde kazulet gibi oturarak bütün konserin enerjisini düşürme yetisi tartışılmaz. Bir sanatçının konserinde en önde kendisini en çok seven, en çok dinleyen ve şarkılarını avaz avaz söyleyen ayakta bir kitle eksik olmamalı diye düşünüyorum ben. Organizatörler için çok çekici bir şey değil elbette buJ Ayrıca konserin başında daha ağır şarkılarını söylemesi, A Night Like This, That Man gibi daha bilinen ve kıpır kıpır parçaların sona bırakılması da seyircinin geç havaya girmesinde etkili oldu.

Bu durum Caro’yu da etkilemiş olsa gerek ki konserde seyirciye “ne kadar da sevimlisiniz orada öyle sessiz sessiz oturuyorsunuz”, “biliyor musunuz bu şarkılarla süper dans edilir, deneyebilirsiniz” şeklinde serzenişlerde bulundu. Ellerinden telefonlarını düşürmeyenlere de şu şekilde girişti:

“you know that I almost cannot see you at all, right? the only people I see are the ones who play with their phones. and I’m pretty sure there’s a guy with a laptop over here…working. So this next song is for you mr. laptop.”

Beş altı şarkıdan sonra birçok insan dışarı çıkıp çimlere yayılarak konseri dinlemeyi tercih etti. Çimlere oturmuş şarabımızı yudumlarken kendisini izleyebileceğimiz bir düzende organize edilseydi veya bir kulüpte düzenlenmiş olsaydı sanırım herkesin daha çok keyif alacağı bir konser olurdu notunu düşmeden edemeyeceğim.

Ve yeni tanıdığımız, tanıdığımız için de çok mutlu olduğumuz Caro, 21.10 gibi başladığı konserinde 22.15 civarında “daha yeni yeni ısınıyorum ancak bu son şarkım, hoşçakalın” diyerek nokta koydu. Biz bis’te söylediği Stuck’ı dinleyemedik, bir konser çıkışındaki trafiğin çok can acıtabileceği düşüncesiyle. Onu da Youtube’da dinleriz dedik

Nihayetinde tanışmış olduğumuza çok memnun olduğumuz bir Caro Emerald gecesi yaşadık. Bol saksofonlu, bol turntable’lı, jazz, funk, mambo, pop dolu bir konserdi. Yatağa giderken hala son şarkısını mırıldanıyordum. Biz kendisini biraz daha tanıyalım, o da yine gelsin ama bu sefer bir kulübe gelsin, daha etkileşimli, daha eğlenceli olsun.

Orkestrayı yazma kısmını bir bilene(!) bırakıyorum ama ben kendilerine en az Caro kadar bayıldığımı söyleyebilirim…

http://www.asliastari.net/

———

Ben de sadece birkaç müziksel yorum eklemek isterim…

Orkestrada sabit DJ olması çok görmediğimiz bir akım. Ya da popta bazen gördüğümüz bir şey diyelim. Zaten eğlenceli olan bu tarz müziğin biraz daha eğlenceli, varyasyonlu olmasını sağlamış. Genelde tepkiliyimdir mertliği bozan bu tür uygulamalara ama çok yakışmış, bravo diyorum.

Tenor saksofoncu aynı zamanda bariton saks da çalıyordu. Bariton saksofon bildiğiniz üzere tenordan da büyüktür ve boru uzadıkça üflemek de, hakimiyet de, nefes de zorlaşır. Rock müzikte bariton saks kullanımına bakarsanız (Prince sıkça kullanır, şimdi aklıma gelmeyen birkaç örnek daha var, bulan facebook’taki baler ve biz grubuna yazsın lütfen) kısa notalar ve sadece eşlik üflemeleri gibidir bariton partisyonları hep… bu saygıdeğer abi hem uzun bir solo attı, hem de uzun uzun notalarla attı soloyu. Cidden alkışa değerdi ve zaten uzun süre alkışlandı. Bir bravo da ona gider…

Trompet, trombon, kasalı bir gibson/gretsch gibi markasını çözemediğim bir gitar (bunu bulan da beni meraktan kurtarsın lütfen facebook’a yazarak), klavye, bas ve davul vardı orkestrada ilave olarak. Hepsi okumuş yazmış, işinin ehli çocuklardı… (Aslı’nın güzel yazısından sonra derin müzik bilgisi içeren yorumuma bak benim! pes vallahi:)

ve Caro… sesinin çok önemli 4 özelliği vardı bence: duru, tok, kadife gibi ve sıcak!

Bunların hepsinin bir arada bulunması çok rastlanan bir şey değil, çok beğendim gerçekten. Performans ve yorumu da çok güzeldi. Yüzü nereden tanıdık dedim durdum ama daha sonra biraz kilolu ve esmer Diane Lane seyrettiğimi farkettim. Fotoğraflarına bir baksanıza… ben mi uyduruyorum acaba? :)

Çalınca tanıdığımız, fakat bildiğimizi önceden bilmediğimiz parçalarını da sizin için youtube’da buldum. Keyifle dinleyiniz. Caro bir daha gelirse kaçırmayınız, gidiniz. Hele ki Aslı’nın dediği gibi bir parti ortamı veya su kenarına falan gelirse… müthiş olur!

Baler.

http://www.youtube.com/watch?v=jo1cyl0QbWo

http://www.youtube.com/watch?v=qWiJZWHL5zs

http://www.youtube.com/watch?v=74LXx0wSqMI

http://www.youtube.com/watch?v=FGyauBUfOms