Month: April 2013

Bu sefer check Mark

2008’de Kuruçeşme Arena’da dinlemiştik Mark Knopfler’ı... yani çok sevgili Dire Straits’imizin sesi, gitarı, bestecisi, beyni, dış kapısının mandalı, has bahçesinin mandalini ve her şeyi olan kişiyi. Fakat ne dinlemek kardeşim... deselerdi ki için geçecek, göz kapakların ağırlaşacak, hayatın bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçecek, “hadi oradan” derdim. İmkansızdı zira şu hayatta en sevdiğim 3 gitarcıdan biri olan Mark abimin bana bu yamuğu yapması. Fakat yapmıştı namussuz. Birtakım adını anmak istemediğim dedeler ile birlikte süper enerjisiz bir konsere imza atmıştı ve feci sinir olmuştum kendisine o tarihte.

27 Nisan 2013 tarihinde FB Arena konserine giderken ablama dedim ki “çok bir şey bekleme, o senin bildiğin Dire Straits’in enerjik ve kendine has adamını göremeyeceksin sahnede”. Bu sefer beni bir miktar yanıltmış olmasını sevinçle karşıladım aslında. Privateering yine tipik bir solo kariyer albümü olmasına rağmen araya kattığı DS parçalarından mı, onları yorumlayışından mı bilmiyorum bu sefer biraz daha enerji vardı sahnede ve fazlasıyla mutlu etti bu beni. Düşük beklenti ile gitmek lazım zaten konserlere, sahnedeki ne çalsa mutlu oluyorsun o zaman :)

Setlist’i yine setlist.fm’den vereyim sizlere: http://www.setlist.fm/setlist/mark-knopfler/2013/ulker-sports-arena-istanbul-turkey-13d8218d.html

Bir yandan ilk parçaya tıklayıp dinlemeye başlarsanız bütün konseri sırasıyla dinlemiş olursunuz. Şarkı adlarının sonlarındaki küçük play düğmeleri her birini ayrı ayrı çalmanıza imkan tanıyor ama hiçbir şeye dokunmazsanız da bir sonrakine geçerek devam ediyor artık. Bunu yeni eklemişler, geçen senelerde takip etmiyordu otomatik olarak, iyi bir akıl olmuş.

Bazı parçaların videolarında göreceğiniz üzere çok çeşitli enstrümanlar eşlik etti Mark Knopfler’a bu konserde. Uzaktan bakınca hava kesesinin nerede olduğunu anlayamadığım, videolarda dirsek ile bacak arasında sıkışmış olduğunu gördüğüm bir gayda, milyon çeşit mandolin türevi çalgı, flüt, akordiyon, knee-top guitar (bildiğiniz laptop gibi yani, dizüstü gitarı bir nevi, steel guitar da denir, slide için kullanılır), keman, armonika ve daha bir dolu alet. Hepsi de Mark’ın kafasındaki rafine, country kökenli soundu bulabilmek için ustaca kullanıldı elbette.

brothersinarms

Mark ise yine çok fazla çeşit gitarın ve birtakım nadide amfilerin hakkını sonuna kadar verdi. Bir sürü marka ve model gitardan nasıl hep aynı tonu çıkarabildiği de çok ilginç ve ayrı bir merak konusu bence. Çarpmada sıfır yerine geçen, etkili eleman bir “tube” pedalı var sanırım? Çok nefis bir distort tonu her gitarda aynı başarıyla veriyor ve diğer bütün pedalların tonunu neredeyse sıfırlıyor, hepsinden dominant. Bu durumda tek gitar ve sadece o pedalla çıksa olmaz mı şeklinde saf bir soruyu sormak istemiyorum çünkü tanıdığım bütün gitarcılar için ton demek namus demek neredeyse :) İyi çalmak kadar çok iyi tona da önem verirler ve bu işe yıllarını ve paralarını harcarlar, böyle bir soruyu sormamış olmak isterim. Kaldı ki biz basçılar için de ton müthiş önemli bir mevzu ama bizdeki yaratıcılık gitardaki kadar değil, ya da benim biraz klasik kalan görüşüme göre o kadar yaratıcı olmamalıyız. Bizim başka görevlerimiz de var orkestra içinde.

Konserde fanatik bir Dire Straits’çi olarak en çok Romeo & Juliet, Sultans of Swing, Telegraph Road, Brothers In Arms ve So Far Away’e tezahürat yapmış olduğumu tahmin edersiniz şüphesiz. Bunlardan ilki olan R&J girmeden önce Mark’ın eline o meşhur National Guitar’ı aldığını görünce bastım çığlığı zaten. Etrafımdakiler de “Ne oluyor yahu, delirdi herif?!” dediler muhtemelen ama 15 saniye içinde başlayan arpeji tanıyınca onlar da delirdiler. Alakasız bir açıklama/bilgi ile bitireyim. Brothers In Arms’ın kapağından biliyorsunuz National marka çelik gövdeli gitarları. Bir de bir başka büyük usta Paul Simon’ın Graceland’inin giriş sözlerinden: The Mississippi delta was shining like a National Guitar... Eh, güneşin suyun üzerinde parlaması bundan güzel tarif edilebilir mi?

Mark bizi güzel müziksiz bırakmadı bu sefer, siz de kalmayın sevgili dostlar... :)

Baler.