7 Gün Yazılır, 5/8’lik Okunur – Hayranından Sting Yazısı!

Bilenler bilir, özel bir adamdır o benim için. Tapınma derecesinde sevdiğim bir çok müzisyenin arasında, tahtında tek başına oturur Sting. Yaptığı müzikten mi, verdiği mesajlardan mı, hayat görüşünden, yaşayışından, tarzından mıdır bilemiyorum, ama öyledir. İngilizceden devşirme tabirle bir rol model olarak görüyor da olabilirim onu kendime... şuurlu biçimde böyle bir seçim yapmadım kaldı ki. Ancak bugüne kadar üzerime sadece onun tişörtlerini giydim, evimin duvarına sadece onun posterlerini astım, bu bile kendi başına ilginçtir! Bu yüzden benim yazacağım Sting yazısı biraz “yanlı” olacaktır, ama siz de çok seviyorsunuz onu zaten, sorun yok o halde :)

Bu sadece bu konserin yazısı değil, biraz da Sting hakkında bilgilendirme yazısı olsun. Uzak bir yerden seyrettiğim için bugüne kadarki yazılarımda alışageldiğiniz enstrüman, sahne, orkestra detaylarına pek giremeyeceğim çünkü.

Hemen mekandan başlayalım, mekan güzel arkadaşlar. Santral – Chilipers fiyaskosundan sonra yeni konser mekanlarına korku içinde gider oldum ama Ataköy Atletizm Arena iyiymiş, ulaşımı da rahat sayılır (metrobüs – Şirinevler durağı), gidilir yani. Salonun kendisi de sahneyi görmeye çok uygun, tribünler feci dik zira. Hatta o kadar ki tırmandığınız yeri geri inerken sahanın içine düşecek gibi hissediyorsunuz. Biz kartal yuvasında gibi, sahneye en uzak ve en yüksek (cidden çok yüksek) noktadaydık. Biletleri alan zibidi arkadaşım bir de sanki ben almışım gibi “birisi senin Sting’den uzak, Allah’a yakın olmanı dilemiş” demez mi? :) Öyle seyrettik işte adamımı, lakin mutluyduk çünkü yerimiz basın tribünü idi ve önümüzde upuzun bir masa vardı, uzaklık haricinde pek lükstü her şey.

Konserin şahaneliği hem Sting’in dünya çapındaki hitlerinin çokluğundan, hem bu konser için bunları seçmiş olmasından kaynaklanıyordu. Olağanüstü bir setlist (sahne/çalma listesi) ile çıktı Sting. Konserden önce bilet alanlar arasında anket yapsa ve neleri çalayım dese yaklaşık böyle şekillenirdi liste, müthişti. Zaten turne adı, bir albüm ile aynı adı taşımıyorsa o konsere gidilir arkadaşlar, aklınızda olsun. Müzisyenin derdi yeni çıkan albümünün tanıtımı değilse mutlaka hitlerine yer verir, Sting de öyle yaptı. Biz de keyiften öldük oracıkta. Performansı zaten sorgulanamaz, bunu Türkiye’deki 6. konserinde çoktan anlamış olmalısınız. Sting’de hata olmaz! Sahneye en yakışan adamlardan biridir ve sahnede hep orijinal kayıttan farklı bir “hoşluk” peşindedir. Parçaları uzatır, solo ekler, acayip biçimde birbirine bağlar, araya caz katar... Baler de bu numaraların hepsine bayılır, en sevdiği konser çeşididir :) Özenilmiş, “ayrıca çalışılmış” işleri pek severim ezelden, Sting de hiç yanıltmaz beni.

TURNELER/KONSERLER

TR’de 6. konser mevzusuna değinmek isterim, çünkü gazeteler çok komik, hiç araştırmadan, işkembeden yazıyorlar... oh ne ala memleket! Birisi demiş ki üçüncü konseri, diğeri demiş ki ikinci gelişi... ayıptır yahu. Gerçek rakamı veriyorum size: 4. geliş ve 6. konserdi bu, bilginiz olsun. Ben sadece birini kaçırdım bunların, 17 Temmuz 2001 – Harbiye Açık Hava Konseri. Onu da kaçırmazdım ama aynı akşam Efes antik tiyatroda Elton John dinliyordum ve Sting’i bir gün önce, Çeşme Amfi Tiyatro’da dinlemiştim. 1993’te, ilk gelişinde yaptığım numarayı yapmayayım bu sefer demiştim, çünkü 93’te, 2 Temmuz’da Efes’te seyredip, ertesi gün arabayla Sting’in tırlarının peşinden İstanbul’a gelip, 4 Temmuz’da da İnönü’de seyretmiştim :) Gençlik işte...

1993 (2 ve 4 Temmuz), 2001 (16 ve 17 Temmuz), 2006 (14 Haziran) ve 2012 (26 Kasım) tarihlerini, hatta merak ediyorsanız bugüne kadarki bütün turne ve konserlerini aşağıdaki linklerden inceleyin lütfen. İşte size gerçek, araştrmacı bloggerlık/gazetecilik, laf yani! :)

Summer -2012

Back to Bass Tour -2011/12

Symphonicity -2010/11

Police Reunion -2007/08

Songs From The Labyrinth -2006/07

Broken Music -2005/06

Sacred Love -2003/05

Brand New Day -1999/01

Mercury Falling -1996/97

Summoner's Tales -1993/95

Soul Cages -1991/92

Nothing Like The Sun -1987/88

Blue Turtles -1985/86

Synchronicity -1983/84

Ghost In The Machine -1981/82

Zenyatta Mondatta -1980/81

Reggatta de Blanc -1979/80

Outlandos d'Amour -1977/79

Ne enerji! Sayısız konser, hepsi de harika... sadece objektif olabilme amacıyla 2006 Kuruçeşme Arena konserine harika dememek lazım. Orası Sting’in kendisi için çok iyiydi, harika bir manzaraya çaldı, büyük keyif aldı ve bunu dile getirdi ama mekanın büyüklüğü benim “Sting’e özel” bir havaya girmemi engellemişti. Sıradan, “iyi” bir konser olmuştu; bu yüzden de gittiklerim arasında en kötü Sting konseri idi. Halbuki Efes Antik Tiyatro konserini tekrar yaşamak için ömrümün sonundan 3 ay veririm, o derece!

26 KASIM 2012

Konsere gelelim artık... ve hemen olağanüstü setlist ile başlayalım. En aşağıdaki linkte Acebat olarak göreceğiniz Aslı Eskibatman emek emek doğru setlisti girmişken, Fabio adlı gereksiz moderatörün neden iki parçayı (artılı) ısrarla uçurduğunu ben anlayamadım! Resmen bugüne kadar çok takdir ettiğim ve faydalandığım setlist.fm’e saygım ve güvenim azaldı. Kulağını bir çekmek lazım bu Fabio’nun her kimse! Aslı’nın girdiği doğru liste şu şekilde, Sting tam olarak bunları çaldı:

If I Ever Lose My Faith in You

Every Little Thing She Does is Magic

+ Englisman in New York

Seven Days

Demolition Man

I Hung My Head

The End of the Game

Fields of Gold

Driven to Tears

Heavy Cloud No Rain

Message in a Bottle

Shape of my Heart

The Hounds of Winter

Wrapped Around Your Finger

De Do Do Do De Da Da Da

Roxanne

Desert Rose

+ King of Pain

Every Breath You Take

Next to You

Fragile

Setlist fm’deki eksik liste ise şu şekilde:

http://www.setlist.fm/setlist/sting/2012/atakoy-athletics-arena-istanbul-turkey-bdac5b6.html

Nasıl? Dediğim kadar var değil mi? :) Her biri çığlık attıracak kadar güzel... bir parça bittiği için hiç üzülmeye fırsatımız olmadı çünkü diğerinin girişini tanıyıp çığlık atıyorduk.

Hepsinden bahsedersem bu yazı bitmez... sadece benim için özel yeri olanlardan bahsedeyim. Bir yandan “farklı sekmede aç” opsiyonunu kullanarak parçaları da dinleyin, gününüz şenlensin...

http://www.youtube.com/watch?v=pG7_gceIFL4

Seven days hem benim, hem etrafımdaki müzisyen arkadaşlarımın en favori Sting parçalarından biridir. Sting’in batı müzik dünyasında bileşik ritmleri en çok kullanan müzisyen olmasının bir sonucu olarak inanılmaz keyifli bir 5/8’lik parça çıkmıştır ortaya. İlk günden beri hastasıyım! Sting bu işi çok çok iyi yapar... Batıda kimse bizim 5/8, 7/8, 9/8, 7/4, 5/4 gibi ritmlere akıl sır erdiremez, rock müzikte varsa yoksa 4/4, bazen 3/4 (genel bilinen adıyla vals), eh bazen de 6/8 (gba blues)  veya 12/8 (gba slow rock) ritmler kullanılır. Halbuki bir diğer çok favori Sting parçam Straight To My Heart 7/8’liktir; yine çok sevdiğim ama hiç diğerleri kadar popüler olmayan, bu konserde duymaktan en ama en mutlu olduğum parçalardan biri olan I Hung My Head 5+4 şeklinde bölünmüş bir 9/8’liktir, bizim Mastika gibi bir 9/8’lik değildir, çok ilginçtir. Sanırım tüm zamanlarda en sevdiğim parçası olan Mad About You ise 4/4’lüktür ama içinde 12 vuruşta bir ölçüyle buluşan 3/4’lük keman partisyonu gizlidir, o bile oyuncaklıdır yani :) Bu yüzden iddia ediyorum ki Sting’i sevmeyen müzisyen olamaz. Parçalarını sürekli dinlemese bile yaptığı işi, bestelerini, birlikte çalıştığı müzisyenleri dünyadaki her müzisyen alkışlar; çok özel bir adamdır bu benim adam...

 

http://www.youtube.com/watch?v=wqxn5POG0GI

İtiraf: The End Of The Game çok güzel parçaymış, atlamışım ben onu çalışmayı, ezberlemeyi. Nedeni de basit... bu kadar övdüğüm adamın son iki albümü rezalet diye (Songs From The Labyrnth 2006, If On A Winter’s Night 2009) takip etmemeye başlamıştım ve Symphonicities 2010 albümünü bu yüzden es geçmişim. Bu parça da kaçmış haliyle. Symphonicities bir toplama albüm görebildiğim kadarıyla, bu yüzden alıp almamakta kararsızım çünkü bahsettiğim iki tanesi dışında bütün albümleri var bende Sting efendinin.

http://www.youtube.com/watch?v=egakOKsSzhg

Hep Shape Of My Heart çalar, Fields Of Gold pek çalmazdı, çok mutlu oldum onu da duyduğuma. Aynı şekilde Wrapped Around Your Finger çok mutlu etti beni... veee süper sevinç anı: King Of Pain! Allahım, ne severim o Police parçasını, resmen bebeliğim geçti onunla. İçinde çok özel bir şeyler bulduğum ilk parçadır diyebilirim. O günlerde çıkan parçaları takip eden bir ortaokul bebesiydim sanıyorum, anında farketmiştim, söz, melodi ve düzenleme olarak çok özel bir parça olduğunu. Kısmette varmış bu konserde onu da canlı dinlemek, paha biçilemez bir keyifti benim için.

Adından bahsetmediğim diğer parçaları gördünüz; hepsine baştan sona ezbere eşlik edeceğinizden eminim. Sadece parça adlarını okumak bile heyecan verici, değil mi? Bence hepsini bu sırayla bir dinleyin you tube’dan, kendinize bir Sting konseri ısmarlamış olun ilk uygun vakitte. Adamım Police ve solo kariyerinin hitlerini sıraladıkça sıraladı, verdi coşkuyu, biz de coştuk, ne gelir elden... :) siz de coşun...

MÜZİSYENLER

Elbette Dominic Miller ile başlamak gerekir müzisyenlere. Allah her müzisyene bu kadar uzun ömürlü ortaklık versin. Bring On The Night’ta gitar çalıp esas oğlanı, yani bas gitarı Miles Davis, Rolling Stones vb her yerden tanıdığınız Darryl Jones’a teslim etmişti Sting. İşte o tarihlerden sonra da gitarı teslim ettiği bir Dominic Miller ortaklığı başladı ki sormayın gitsin. 93 Efes konserinde kızlar Sting kadar, hatta belki daha fazla “Dominiiiiiccc” diye bağırıyordu bu yakışıklı sarışın abiye. Çok güzel tamamlar Sting’i uzun yıllardır. Sertse sert, yumuşaksa yumuşak, arpej ise arpej, ne lazımsa tadında ve kararında yapabilir kendisi.

Davul dünyasında çok iyi olan çok davulcu vardır ama fenomen olan az davulcu vardır. Bunlardan biri şüphesiz Vinnie Colaiuta’dır. Sonsuz mutlu oldum onu bir kere daha seyredebildiğime. Bu kadar kompleks ritmin ve parçanın içinden en mükemmel biçimde sadece Vinnie ile çıkılır, dehşet yetenekli ve sıradışı bir davulcudur bu adam. Zaten Sting’in kariyerine Stewart Copeland ile başlaması, onun herhangi bir davulcu ile sahneye çıkmasına daha baştan engel olmuştur. Copeland da ayrı bir fenomendir ve hi-hat çalışıyla bile (hani şu açılıp kapanan zil yok mu, işte o:) apayrı meşhurdur. Heyhat! Ahmet’le Mehmet’le çıkamazsın ki o adamdan sonra...

 

David Sancious klavye mirasını (R.I.P) Kenny Kirkland’dan almıştır Sting orkestrasında. Arada Kipper adlı çok iyi olduğu bilinen ama benim hiç Sting’in yanına yakıştıramadığım zıpırlıkta bir adam ile de konserleri mevcuttur benimkinin. Kipper yeni ve deneysel sesleri falan pek güzel kullanıyor olsa da ben adamımın David Sancious ortaklığından uzun süredir gayet memnunum. Tek klavye ile ne lazımsa çaldı bu konserde sağolsun.

Tek klavye dedim de... “5 piece band” diye tanıtıldı bu turne. Bu tanıtımı okur okumaz “hah” dedim, “para turnesi bu!” :) az adamla gidelim, az alet taşıyalım, kafa başı çok para kalsın gibi bir turne yani :) Böyle güzel çalıyor olduktan sonra elbette gerek yok ki 12 kişilik orkestra ile sahneye çıkmaya, lazım olan her şey yapıldı, çalındı vallahi. Ağzımı açmam şikayet için. Kazandıkları da helal-i hoş olsun.

Peter Tickel epey yetenekli ve aletine hakim bir kemancı. Newcastle, yani Sting’in anavatanındanmış kendisi... çok güzel eşlik etti, sahneye enerji verdi bu genç kan.

Jo Lawry ise muhteşem vokalleri ile Berlin konserini seyrederken dikkatimi çekmişti zaten, onu canlı dinlediğime de pek mutlu oldum. Sting’in yanına yakışıyor bu hatun kesinlikle.

Serkan Çağrı... uluslararası şöhrete sahip müzisyenimiz buradan da çıkıverdi. Kendisine ikide bir konserlerde rastlamak son derece hoşuma gidiyor. Gayet iyi bir Çek pirinç alet markası olan Amati Kraslice'nin adına klarnet ürettiği kadar var gerçekten, çok güzel çalıyor adam. Desert Rose'da alkışlarla sahneye geldi, klarnetiyle olayı bir anda nefis oynak bir Türk gecesine döndürdü, Sting'e keyiften acemice ama süper sevimli şekilde göbek attırdı, alkışlandı, selamladı ve gitti bu virtüöz. Eline, nefesine sağlık.

Stingciğim (samimiyete bak bendeki) ise boynunda her zamanki Precision’ı ile bana cennetten çıkma bir akşam yaşattı zaten. Lakin inanılmaz yıpranmış gözüken bu basın bir de hikayesi varmış, bir sebebi varmış bu işin... yeni öğrendim. Hiç tercümeye falan çalışmadan size ileteyim ve huzurlarınızdan çekileyim. Yine gelse yine giderim beyefendiye, bir nevi ibadet benim için zira...

"Sting's bass of choice since the early eighties has been an early fifties Fender® Precision bass®. The story goes that The Police were in New York in 1981, shooting the video for their single, Demolition Man when Sting sent a member of the crew named Danny, into town to pick up what Sting described as "the oldest, most beat-up bass you can find". He came back with an early 50's Precision Bass®, which has been his main axe ever since. "

Baler.