Mehmet Pişkin

İki ay kadar önceydi. Bir akşam 20 yıllık ablan, canının içi Aslı’yı yoldan arayıp çat kapı bize geldin. Elinde her zamanki gibi büyük incelikle, zevkle seçilmiş bir butik pasta ve bir orkide. Oturduk bütün akşam, lafladık, senin genel mutsuzluğuna rağmen yine her zamanki gibi harika sohbet ettik, güldük, eğlendik.

Mehmetin orkidesi“Kusura bakmayın, hiç ilgilenemedim sizle” dedin. “Evinize, evliliğinize hediye alamadım, aklımdakileri yapamadım” dedin. “Saçmalama” dedik sana, “arada kendini göster, başka bir şey istemiyoruz ki zaten”.

İlişkilerinden konuştuk. Aslı sana “kızlara bu kadar değer verme, başının üstünde taşıma... şımarıp senin değerini bilmezler sonra” dedi. Hak verdin. “Seninki kadar saf ve içten sevgiye alışık değiller, boğulurlar” dedi, haklıydı. Gerçekten sevdiğin ve gerçek arkadaşın olmayan biriyle sakın evlenme dedik sana. Yalnızlığın üçüncü - beşinci değil, ikinci en iyi alternatif olduğunu söyledik, sen kendini sevmezsen kimse sana değer vermez dedik. Karşıdakini prenses yapıp kendini değersiz gösterirsen (ki sen bunu sıkça yapıyordun) inanırlar bir süre sonra dedik. O zaman evlenme daha iyi dedik. Sen de “ne acayipsiniz, evlilik önermeyen ama evli ve gördüğüm en mutlu evli çift” dedin bize... haklıydın, acayiptik biraz gerçekten :)

İşten de bahsettin. Yine senin o müthiş vizyonun ve yaratıcılığın ile kurulacak olan bir iş konusunda hakkının yenmesi, iyi niyetinin kötüye kullanılması durumlarını anlattın, belli ki o konu da canını sıkmıştı... fakat neyse ki mevcut işin ve birlikte çalıştıkların çok iyiydi. Her zamanki gibi övgüler dizdin onlar için.

Elbette yine konserler, müzik, caz ve bilimum aktiviteleri konuştuk. Müzisyen olduğum halde müzik dünyası ile ilgili duyulmadık şeyleri senden duymaya devam ettim. Teknoloji, internet haberlerin, “biliyor musun, o dediğinin yazılımı var!” gibi cümlelerin zaten standarttı, o akşam da çevirdik bu muhabbeti bir tur.

Affet bizi Mehmetim. Anlayamadık biz. Ayamadık senin mutsuzluğunun boyutuna. Meğer veda ziyaretiymiş o. Meğer veda turları atıyormuşsun o dehşet zekan ile yaptığın büyük planda, parantezleri kapatıyormuşsun tek tek. Mutsuz olduğunu konuşmuştuk o akşam ama etrafta hayatından öyle şiddetli ve o kadar çok şikayet eden insan var ki bunların hepsi intihar etse memlekette nüfus kalmaz... bu yüzden bunun bir veda olduğunu anlayamadık Mehmetim. Sen yüce gönlünle bizi baymamak için şöyle bir değindin mutsuzluğuna, uzatmadın bile.

İçim nasıl yanıyor bilemezsin. Tabii ki ve elbette kapında yatardım bu gidişatı değiştirmek için ama senin “alo” dediğin hiçbir insan seni reddedemezdi ki?! Sebep bu olamaz. Sen arkadaş sıkıntısı çekecek son insansın. Seninle 3 saat muhabbet için ömrünün sonundan 3 yıl verecek çok insan yaşıyor, biliyoruz. “Çocuk kendine bir arkadaş bulamamış, kıt arkadaşları da bu durumu anlamamış” tespiti külliyen yanlış bu senaryo için. Konu dışarıdan göründüğü gibi değil, anlatamam, anlayamazlar. “Elinde pasta ve çiçek ile gelişinden de mi anlamadın?” diyeceklere “hayır” diyeceğim. Mehmet’in her zamanki inceliğiydi o. Başkası yapsa “5 sene olmuş evliliğin nesinin özürü yahu?” dersin ama Mehmet yaparsa normaldir çünkü açık ara dünyanın en kibar insanıdır o. Bunu bilince şüphelenmezsin işte...

Her konserimde gözüm seni arayacak dostum. En önde durup mutlu mutlu bana bakmanı hep canlandıracağım gözümde. Senin tespitin olan, “kafan öne eğikken karşıya doğru bakıyorsun ya... deli bir ifade geliyor, bu dünyadan kopuyorsun, feci güzel oluyor, bence o senin alamet-i farikan” bakışımı da becerebilirsem yapmaya çalışacağım çalarken. Ben ne yaptığımın farkında değilim ki... bu detayları görebilmek için senin güzel gözlerine ve bakışına sahip olmak gerekir.

Affet bizi dostum... yolun açık olsun.

https://www.youtube.com/watch?v=GGNLLJz4Ajw

Baler.