Ete Babylon Sahnesine de Yakıştı

 

Ete Kurttekin’i boynunda bası, son yıllara kadar koruduğu uzun saçları ile birçok iyi müzisyenin arkasında görmeye çok aşinadır Ankara ve İstanbul müzik camiası. Söz konusu orkestraların iyi olma sebeplerinden biridir Ete kendi başına… basta Ete varsa sorun yoktur. Kaya gibi tonu, sağlam metronomu ve sahne hakimiyeti ile önünde söyleyen müzisyeni rahat ettirir o hep. Şimdi boynunda bas yok. Yılların alışkanlığı ile önce “bir eksiklik mi var?” diye kendime sorup, hemen sonrasında ise “yok yahu, çok yakışmış adama kısa saçlı, siyah gömlekli rock solistliği” diye cevap veriyorum. :)

 

2010 Aralık ayında HRM (Herşeye Rağmen Müzik) etiketi ile yayınlandı Ete’nin albümü “Suyun Üstüne”. “Üstünde” değil! Aman bir yanlışlık olmasın! Konuyu Ete “Türkiye’de rock müzik yapmak suyun üstüne yazı yazmak gibi, boşa kürek çekiyoruz sanırım” şeklinde açıklıyor. Lakin bu konuda kafa karıştırmak için uzağa gitmeye gerek yok. Grubunda bulunan kendisi şahane, sanatı şahane klavyecisi Uğur Gülbaharlı parça aralarında önündeki mikrofona “üstündeeee” diye bağırıp duruyor :). Belli ki konu ile aralarında çok eğleniyorlar. Önemli bir şey yapıyorlar fakat… hem çok eğlenerek çalıyor, hem de yaptıkları müziği sulandırmıyor, bozmuyorlar. Çok kıymetlidir bu ayrım müzik dünyasında, çünkü nerede duracağını bilmezsen müziğe ve dinleyiciye yazık etmiş olursun. Son derece ciddi, mezarcı suratıyla çalarsan da feci antipatik oluyor. Ete ve müzisyenleri bu dengeyi mükemmel kuruyor, her birini tebrik etmek lazım.

 

Hayal Kahvesi birçok müzisyen gibi Ete’nin de yuvasıdır. Onu orada seyretmeye çok alışkınız yıllardır. Ete boynunda bası ile Hayal sahnesinin Sibirya’sı olan, o tuvalete giden koridora komşu, daracık yerde dururdu eski zamanlarda. Çok fena bir yerdir orası, ayağın 45 numara falansa sığmayabilirsin. İki kere düşme tehlikesi geçirdim (ayağım 45 değil, ona rağmen). Birkaç müşteri de ayağıma, pedalıma devrildi bugüne kadar. Birkaç jack paraladılar devrilirken, ama feda olsun :). Ete işte o sürgün yerinde bile harikalar yaratırdı. Küçük ama becerikli bir Roland Cube amfisi vardı, onu da içine dahil ettiği birtakım oyuncaklı düzenekler kurar, o bölgede imparator edasıyla grubun müziğine yön verirdi. Yakışırdı Hayal sahnesine. Solistlikle beraber öne geldi tabi, sahnedeki yeri değişti. Herkes iyi durmaz orada, Ete durdu :). Oraya da çok yakıştı. Senelerce vokal yapmadan bas çalmıştı ama vokale ve mikrofona bence rekor kısa bir sürede uyum sağladı. Bu onun bugüne kadar çok senaryo yaşamış, sahneleri, performansı ve rock müziği içine sindirmiş olmasından kaynaklanıyor şüphesiz. Sesini çok güzel kullanmaya başladı. Bas tonları zaten oldukça etkileyici ve tok, ama yüksek notaları da çok yerinde ve güzel kullanarak süslemeye başladı solistliğini.

 

Lakin hep Hayal’deydi… Oturma odasından salona geçmiş gibi olmuştu öne gelince, ama evinden ayrılmış gibi olmamıştı. Konser öncesi kısa bir sohbet imkanı buldum kendisiyle. Ona “Hayal’in sahnesindeki tahtalardan hangisinin basınca gıcırdadığını söylersin ezberden, değil mi?” dedim. “Doğru” dedi :). Albüm tanıtım konseri de Hayal’de oldu, takip eden aylarda verdiği konserler de Hayal’deydi. Elbette Sonisphere gibi büyük organizasyonlar var arada ama rutin çıktığı sahne hep Hayal’di. Bunda bir sıkıntı olduğu için yazmıyorum, bilakis Hayal her müzisyene nasip olacak bir sahne değildir zaten… ama Hayal, yine ev gibi düşünürsek, kapasitesi sınırlı bir mekandır. İçeride 100 kişi olursa ciddi kalabalık durur. Ete’nin bu sayıyı aşabilecek yerlerde konserlere başlaması gerekiyordu ve dün akşam bunun ilk ayağı gerçekleşti. İnşallah popülaritesi ile birlikte seyircisi de artacak ve giderek daha büyük mekanlarda seyredeceğiz bu güzel müzik adamını.

 

 

Babylon’un geniş sahnesinde çok güzel durdu Ete. Doldurdu orayı. Sound’u ve onu yapan tonmeister’i (bu kelimeleri bu şekilde, yani 90 ayrı dilde kullanmaktan hiç hoşlanmıyorum ama böyle girdiler müzik dünyasına maalesef, affola) ayrıca alkışlamak lazım. Sahnenin hemen önünde genelde çok güzel olmaz duyduğunuz şey, basları tizleri dengeli duyabilmek için biraz arka – ortalara gitmeniz gerekir. En önde olmamıza rağmen çok güzeldi duyduğumuz balans. Her enstrümanı net ve güzel tonda duyduk, bu yüzden çok da keyif aldık. Performans zaten çok güzeldi.

 

Sahnede albümün çoğunu söylüyor Ete. Aralara da bildiğimiz veya bilmediğimiz gruplardan yorumlar (cover yazmayacağım! Yazdım mı bile? Hay allah) serpiştiriyor. Bunları da setlist’e (yok beceremeyeceğim ben bu müzik Türkçesini), yani o akşam çalacağı parçalara yakışanlardan seçiyor. Böylece ortaya kesintisiz bir kulak ziyafeti çıkıyor, hangisi bitse üzülüyor, hangisi başlasa seviniyorsunuz. Konser sonrasında bu yoğun duygulardan biraz salak oluyorsunuz ama mutlu da oluyorsunuz. Zaten çok mutlu olmak için biraz salak olmak gerek, Ete size bir duygu seli yaşatarak bu konuda yardımcı oluyor :).

 

Albüm ile ilgili iki satır yazmazsam çatlarım. Ete kasıtlı mı böyle yaptı bilmiyorum ama albümün tek sayılı parçalarının her birine hastayım! Özellikle 1, 3, 5 ve 7 beni benden alıyor, yani İçtim, İstanbul, Özlem ve Sorunum Var. Benim favorilerim bunlar demek ve konuyu kestirip atmak isterdim, ancak sağolsun senelerin birikimi ile öyle bir albüm yapmış ki diğerlerinin her biri de sanat eseri. Sizin favorileriniz tamamen çift sayılara denk gelenler olsa şaşırmam. İşte bu çok zor bir şeydir! Bir albümde 12 parça varsa, sizi derinden etkileyen en çok 3 veya 4 parça beklersiniz. Bu bile albümün “iyi” olması için yeterlidir. Ete’nin albümünde “çok iyi” diye nitelendirilmeyecek parça var mı bilmiyorum? Ben bu çok sevdiğim müzik insanına biraz gönül gözü ile bakıyor olabilirim, ama inanın albümün “hit” sayısı objektif bir değerlendirmeyle bile 5-6’yı geçer. Bu müzik tarihinde çok rastlanır bir durum değildir.

 

Sıkça yuvasında görmek ve dinlemek isterim Ete’yi (Hayal’deki en yakın konseri 19 Mayıs’ta). Fakat Türkiye için yeni, ben ve çevrem için eski olan, müziği ve duruşu son derece kaliteli bu dostuma daha büyük mekanlar, daha kalabalık konserler de dilerim gönülden… çünkü çok yakışıyor!

 

Baler.