Benim ozanım kesinlikle Paul Simon, başkası değil

Hani bazıları Bob Dylan’cıdır ya, ben değilim işte. Ben Paul Simon’cıyım. “Ozan”ı sazlı ya da sazsız şiirler okuyan kişi, şair diye tanımlarsak yazdığı şarkı sözlerine bakmak gerekir. Sting ve Mark Knopfler ile birlikte bence dünyanın en iyi üç söz yazarından biridir kendisi. Üstelik tek gitarla (tek sazla) çalıp söylemeye en uygun parçalar bu üçünün arasında hep Paul Simon’dan çıkar. Bildiğimiz ozan! Hem de en iyisi…

Ortaokul ya da lisede eline gitar almış, çalıp söylemiş olanlar bilirler. Tek başınıza ritm çalmak, arpej yapmak, üzerine de söylemek istiyorsanız kimin parçaları en uygundur? Türkçe söyleyecekseniz Mazhar-Fuat-Özkan, İngilizce söyleyecekseniz Paul Simon. Biraz da Beatles tabi ki. Diğerleri hep çok orkestrasyon parçalar kalır. Ek aletleri duyuramaz, temel gitar melodilerini veremezseniz eksik kalırlar. Halbuki Paul Simon öyle değildir. Onunkilerin çoğunu tek gitarla çalar ve keyif içinde söylersiniz, yazılan nefis melodi ve onun üzerine inci gibi dizilen özenli sözler yeter de artar bile. Şanslıysanız ikinci sesi yapan bir arkadaşınız da hazır bulunur, olur size bir müzik ziyafeti…

Bir Paul Simon konserine gidip beğenmemem imkan dahilinde değildi zaten. Çok başka diyarlara gittim bütün konser boyunca, derinden etkilendim. Ancak bu adamı ve eserlerinin kıymetini çok bilemeyenler için şahane bir konser sayılmazdı şüphesiz. Etrafımdan “ay iyi ki hareketli bir parça girdi, az kalsın uyuyacaktım” sesleri duydum, kötü oldum. Çünkü o hareketsiz denilen parça Hearts and Bones’du. :( Still Crazy After All These Years, 50 Ways To Leave Your Lover, Sound Of Silence, Slip Slidin’ Away ya da Boxer’ı hareketsiz parça olarak nitelendirecekse, o kişi Simon konserine gitmemeli zaten, yanlış mıyım? Üzülüyor insan bunları duyunca…

Sesini gayet güzel korumuş PS. Yüksek notalara orijinal kayıtta 5 kere çıkıyorduysa 4 veya 3 kere çıkıp, sadece bir ikisinden tasarruf etti genelde. Yani bize parçaların yükselen yerlerini yaşattı hep, ondan sonra alt oktavından aldı. Bu kadar ses ekonomisi 70 yaşındaki büyük müzik adamının hakkıdır derim :). İtirazı olan?

Konserde çaldığı 25 parçayı yine her zamanki adresimizden öğrenelim:

http://www.setlist.fm/setlist/paul-simon/2011/cemil-topuzlu-harbiye-acikhava-tiyatrosu-istanbul-turkey-3bd0b820.html

Bu parça listelerini kim takip ediyor ve giriyorsa ellerine sağlık gerçekten. Ne girilmesi gecikiyor, ne de hata yapılıyor. Çok takdire şayan bir çaba, helal! Aynen bağlantıdaki parçaları, aynen o sırayla çaldı PS.

Bu setlist’ten favori 2-3 parçanızı gidip dinleyin şimdi, okumaya sonra devam edersiniz, yakışır Paul’üme :) (hemen de bir yüz göz oldum adamla, samimiyet falan…). Zaten bu noktadan sonra biraz teknik detaya gireceğim çünkü bu hayatımda gördüğüm en garip sahne düzeni ve en becerikli müzisyenler falandı. Sanki Paul Simon “hadi turne orkestrası seçiyorum, en az 5 alet çalmak, üzerine vokal yapmak ve ıslık çalmak şart!” demiş?! Ne acayip bir orkestraydı o kardeşim, yemin ediyorum şaşkınlığımı atabilmiş değilim hala… Multi-tasking’in suyunu çıkartmışlar resmen.

Sahne taşınmak üzere paketlenmiş, nakliye işçilerini bekleyen bir ev gibiydi. Her yer, ama her yer farklı bir müzik aleti gurubu ile doluydu. “Hah, işçiler de gözüktü, malları kamyona yüklüyorlar artık” düşüncesine her parça arasında bir kere daldık, çünkü her parçadan sonra herkes elindekini bırakıp farklı bir müzik aleti alıyordu neredeyse. Teknisyenler gelip sahnedekilere yeni enstrümanını veriyor, bir öncekini alıyor gidiyor, bir trafik, bir trafik! Şaşkınlık içinde izleyip not almaya çalıştım bütün konser boyunca. Bir noktadan sonra film koptu bende. Bu not alma işi yüzünden konser gümbürtüye gidiyordu, vazgeçtim. Zaten bunun olacağı daha konser başlamadan belliydi. PS’a yakın taraftaki gitar istasyonunda (böyle demek zorundayım) 6 tane akustik gitar ve 2 tane elektro gitar saymıştım. Tam “ne oluyor?” derken sol tarafta da iki akustik gitar olduğunu gördüm ve durumun vahametini anladım.

Paul Simon dahil 9 kişi vardı sahnede. Bir kere big band gibi gelmişler maşallah, adam sayısı az buz değil. Hepsinin, ama hepsinin önünde vokal mikrofonu vardı ve de hepsi vokal yaptı. Gerekli yerlerde ıslık da çaldılar. Cidden ilginçti ve çok güzeldi. Hal böyle olunca sahnenin kenarında dev bir monitör mikseri de vardı, başka türlü olmazdı zaten.

2 davulcu ve bir perküsyoncu vardı. 2 davulcu diyorum çünkü biri daha yukarıda diğeri daha aşağıda ama ikisinde de kick drum olan davul düzenekleri vardı. Komple davul setini ikisi de kullandı, birkaç parçada birlikte çaldılar hatta. Perküsyoncu dediğim abiye aslında piyanist demek gerekiyor çünkü bildiğin kuyruklu piyano vardı sahnede. Üzerine Hammond org da vardı (GOFF marka), meraklıları bu çok özel org çeşidini bilirler. Hani Whiter Shade Of Pale’den hatırlayacağınız pompalı org sesi, bildiniz mi? İşte o ses Hammond sesidir, müzik dünyasında markası ile bilinen bir sestir.

Müzisyenlerin yaptıkları manyaklıkları bu şekilde düz yazı ile anlat anlat bitiremeyeceğim. Maddeler halinde 9 müzisyeni yazayım, daha kolay olacak gibi:

Klavyeci: 3 tane klavye ile milyon ses çıkardı, akordiyon çaldı, trompet çaldı, vokal yaptı, ıslık çaldı. Bir yerde hatun sesi gibi çok yüksek vokal tuttu birisi, bu abiden şüpheliyim. Diğer zanlı da aşağıdaki davulcu! :)

Saksafoncu: Tenor ve soprano saksafonlar çaldı, flüt çaldı (yan flüt yani), laptop bağlı bir klavye ile yine diğeri gibi milyon ses çıkardı. Xylophone çaldı ama aletten tam emin değilim. Biliyorsunuz tahta tuşlu ise marimba oluyor, bir pedal ile vibrasyon yapılabiliyorsa vibraphone oluyor. Dolayısı ile biz xylophone olduğunu varsayalım. Elektro gitar çaldı ve vokal yaptı sanki grupta kadrolu iki gitarcı olması yetmezmiş gibi! O da ıslık çaldı, kusur kalmadı…

Aşağıdaki davulcu: Saksafoncu ve diğer uçtaki piyanist ile birlikte kafamı en çok karıştıran zat-ı muhterem! Ya abicim, konserin davulcususun, otur oturduğun yerde ve davulunu çal değil mi? Yok, huzur yok canına yandığım. Akustik ve elektro gitarlar çaldı, vokal yaptı, ıslık çaldı. Hepsi tamam, ama iki gitarcı varken bir parçanın gitar solosunu da Telecaster ile bu abi attı! Ayıptır… Peki o bütün bunları yaparken davulu kim çaldı? Elbette yukarıdaki davulcu.

Yukarıdaki davulcu: PS kendisine “our guru” diye hitap ettiği için konzertmeister olan (yönetici olan) kişi bu abiydi sanıyorum. Davulculuğun yanı sıra perküsyonculuk yaptı, vokal yaptı, ıslık çaldı, sağı solu yönetti.

Piyanist perküsyoncu: Tuhaf bir tanımlama ama bu iki dal zannettiğimiz kadar ayrı değil birbirinden. Sanırım birinde uzmanlaşırken diğerinden de temel bazı dersleri alıyorsunuz konservatuvarda, bunu uzman olan birileri söylesin, ben susuyorum. Bu abi iki dalın da hakkını verdi özetle. Kuyruklu piyano ve Hammond org çaldı. Bir de yine klavye cinsinden, Hammond org’un üzerinde duran, minyatür bir org çaldı. Duvar tipi piyanonun küçüğünü düşünün arkasına dışarıdan manuel bir körük ekleyin. Hiç öyle bir alet görmemiştim, bir eliyle çalarken diğer eliyle körüğü ittirip sıkıştırıyordu. Akordeon gibi ama boynunda değil, org gibi ama manuel körüklü?! Özlem Çakar bir ara bana “şu gazeteliğe benzeyen alet nedir?” diye sorduğunda birlikte düşüyorduk aşağı gülmekten :). Neyse buraya kadar hepsi klavye sonuçta efendi gibi çaldı diyebiliriz. Sonra başladı sapıtmaya… Geçti kuyruklu piyanonun kuyruğunu çaldı! Evet, evet… eline bagetleri aldı ve kuyruk kısmına dolandı, açık olan kapağın içindeki telleri çalmaya başladı. Ama ne çalmak… süper güzel tınılar geliyormuş oradan, vallahi ilk defa gördüm. Eliyle piyanonun içine müdahale eden çok piyanist görmüştüm de kalkıp diğer uca gidip bunu yapanı görmemiştim. Eh, amcada kayış koptu tabi, ne bulduysa onu çaldı. Yeryüzünde bildiğiniz bütün perküsyon aletlerinden vardı herhalde yukarıdaki davulcunun yanındaki istasyonda. Arada oraya gidip gidip her çeşit vurmalı çaldı, vokal yaptı ve ne çaldı? Aferin size, ıslık tabi :). Obvious Child’da boynuna bando trampeti astı, onu çaldı mesela… sanki iki davulcunun önünde yok trampet? Fakat bir ara guirro’nun boyuna asılanını çalarken ne eğlendi kardeşim! Boynuna kocaman bir evyenin bulaşık koyma yerini astığını düşünün. Tırtıklı bir yüzey ve onun üzerine sopa sürtmek suretiyle çalınan bir Güney Amerika vurmalısı, hani “kırrrrt kırrrt” diye ses çıkarır. Hoplayıp zıplayarak göğsüne denk gelen tırtıklı bölüme sopaları sürttü durdu :). O da eğlendi, biz de…

Soldaki gitarcı: Ne bulduysa çaldı. Elektro ve akustik gitarların 40 çeşidinden çaldı (Gibson SG, Fender Telecaster dahil), vokal yaptı, ıslık çaldı, ağız armonikası çaldı ama bunlarla kalmadı. Bariton saksafon çaldı, bir de piccolo gibi küçücük bir üflemeli çaldı. Piccolo’nun klepeleri yoktu üzerinde bu yüzden minicik bir blok flüt diyelim, bu aletin özel bir adı varsa bilenler affetsin beni. Bu gitarcının aynı zamanda nefesli de çalıyor olmasıyla ortalık her an panayır yerine dönebiliyordu. Mesela Late In Evening’de bir ara 3 nefesli oldular. Bu abi bariton saks ve yandakiler trompet ve tenor saks. Haliyle harika oldu tabi parça.

Sağdaki gitarcı: Rahmetli İbrahim Ferrer’in BP istasyonu pompacısı versiyonu tadında bir amca idi :). Kerata elektro ve akustik gitarları çalmanın yanı sıra şahane bas vokal yaptı ve ıslık çaldı. Diamonds On The Soles Of Her Shoes’un giriş Afrikan vokallerini biliyorsanız eğer demek istediğimi anlarsınız. Oradaki bas vokalleri sanırım bu amca yaptı…

Bakithi Kumalo: Heh hee, herkese gayri ciddi hitaplar ama basçıya adıyla seslenme… olur o kadar :) ne de olsa Graceland albümünden beri Paul Simon ile yollarını hiç ayırmamışlar. 86-2001, tam 25 sene. Çok iyi bir basçı gerçekten. Ibanez perdesiz bas ve Kala U-Bass çaldı, vokal yaptı. Hani çoook meşhur bir bas geçişi vardır You Can Call Me Al’de, işte bu amcanın marifeti o! Ancak ben o kaydın bir zamanlar tersten oynatma olduğuna dair bir şeyler okumuştum. Gerçekten de frekans önce açık sonra kapalı gelir kulağa iyi dinlerseniz. Her neyse, o kayıt stüdyo hilesi bile olsa iyi basçılar o pasajı çalabiliyor, hatta size de öğretebiliyor. Buyrun ilgili, güzel bir video:

http://www.youtube.com/watch?v=N5ILoewE7I4&feature=related

Bu da Bakithi Kumalo’nun Diamonds OTSOHS’un perdesiz basını öğretişi:

http://www.youtube.com/watch?v=nAgd9Ijw6WI&feature=related

veee Paul Simon: Her parçada ayrı bir akustik veya elektro gitar. Akustikler Fender veya Martin olabilir, elektrolar da kasalı Gibson’lardan milyon çeşit! Yumuşacık sesi, nefis şarkıları bir yana bize bedava zaman yolculuğu da yaptırdı. Gençliğimize gittik, hislendik. Sonra usulca geri getirdi bıraktı bizi açıkhavaya büyük ozan.

Çok özel bir adamın çok özel bir gecesiydi sonuç olarak. Kendisi de öyle dedi ayrılırken… Belli ki o da mutlu olmuş Türkiye’de ilk defa çalmaktan. İyi ki geldin Paul, seni dinlemeden ölmemem gerekiyordu, iyi ki geldin.

 

Baler.