Zekası Fazla Geldiği İçin Örgütlenemeyen Yurdum İnsanı

“Akıllar pazara çıkmış, herkes gidip kendisininkini almış”

Halbuki orada Atatürk’ün, Einstein’ın, Mozart’ın, Dali’nin, Gaudi’nin falan akılları satışa sunuluyor teoride... Ya da yaşayanları da katalım; Sting’in, ordinaryus profesörlerin, mucitlerin, bilim adamlarının, en sevdiğiniz politikacının vesaire vesaire (polemiğe girmemek için isim vermiyorum)... Gidip alsana onlardan birini, zeka küpü olarak yaşasana geri kalan hayatında?! Yok! İlle de kendi aklını beğenir herkes, tezgahta ben gidip Baler aklını seçerim, siz de gidip kendinizinkini... :)

Küçüklüğümden beri annemin favori laflarından biridir bu, çok sık kullanır. Elbette anneme ait değil ama ona ait diyebileceğim kadar çok kullandı sağolsun. Bu da bize onun şu hayatta ne kadar fazla miktarda akıllı insana maruz kaldığını gösteriyor. Türkiye’de yaşıyoruz ve hepimiz “yaşasın!” çok akıllıyız.

Keşke bu kadar akıllı olmasak. Cidden! Keşke her koyulan kuralı sorgulamasak da, bazılarına bize uymasa da uysak. “Geçerim tabi, kırmızı mırmızı, kimse yok ki? Ayrıca mavi olsa beyin tarafından daha çabuk algılanırdı, kırmızı iyi bir seçim değil” demesek. Keşke bir miktar da her şeyin en iyisini biz bilmesek, üzerimize vazife olmadığı halde her kalabalık gördüğümüz ortamda vatanı kurtaran fikirler bizden çıkmasa. Bütün bunları yapabiliyorsak bari gidip vatanı bildiğimiz şekilde kurtarsak, ama o da yok! Hep laf, hep laf... çünkü çok akıllıyız ve bunu herkese ispatlamak istiyoruz. İlk eylemimiz de hep koyulan kurala itiraz etmek, önerilen fikrin daha iyisini bulmak oluyor bu yüzden.

Bir Amerikalı arkadaşım seneler önce demişti ki “İnanılmaz enerjik ve çalışkan bir toplumsunuz, müthiş potansiyeliniz var, son derece girişimcisiniz ama sürekli kaos var sizde. Bizde 50 tane Harvard, Yale, Princeton vb. mezunu 250 milyonu rahatlıkla yönetiyor ama sizin 70 milyonu 700 kişi yönetemez!”. Şimdi bu cümle üzerine gizliden gizliye gururlananlar parmak kaldırsın lütfen. “Eh tabi, çünkü biz onlar gibi salak değiliz, önümüze her konanı yemiyoruz, yemezler diyoruz, kanmıyoruz” dediniz değil mi? Tam olarak bu işte :) Siz hep daha iyisini yapabileceğiniz için ve maalesef sizin yanınızdaki de aynen bu şekilde düşündüğü için 5 kişilik en basit sistem bile çalışmaz Türkiye’de. Halbuki kağıt üzerinde kusursuzdur plan. Düğmeye basınca işlemez bir türlü. Hiçbir konu için örgütlenemez Türkiye bu yüzden. Kroniktir bu... geçer mi, ya da nasıl geçer bilemiyorum.

Makina mühendisi iki arkadaşımın planlarını sıfırdan çizdiği, basınçlı hava ile toz malzeme taşıyan mekanik bir cihazın sanayide bir ustaya yaptırılma sürecine şahit olmuştum. Usta senelerin ustası, torna, tesviye, freze, her şeye vakıf; resmen sanatkar. Lakin genç gördüğü çocukların çizimine yorum katmış ve üretirken daha rahat taşınsın diye kulpun tekinin yerini ve açısını değiştirmiş. O zaman da cihazın temel kapakçıklarından birinin açılmasını engellemiş kulp! Bakar mısın? Tamamen iyi niyetli bir hata yüzünden çöp olan alet, kaybedilen ciddi miktar para... yine “daha akıllı” olmak yüzünden. “Ah çocuklar, böyle olursa rahat olmaz ki taşıması, durun ben size bir kıyak yapayım” demiş belli ki ama taşımaya gerek kalmamış, çünkü alet artık çalışmaz olmuş. Hiçbir kurala uymak istemeyen Türk toplumuna güler misin, ağlar mısın şimdi?

Türkiye’de kasiyer kıza 6 lira tutan ürün için 10 liralık banknot ve 1 lira madeni para veririsen kız sana teşekkür eder ve 5 liralık banknot verir geri. Yüzüne bile bakmaz, bakarsa da tebessüm eder. Belçika’da ne olur? Kasiyer kız suratına bön bön bakar ve 1 Euro’yu elinin terisyle iter, üzerine 4 Euro daha bozuk para verir ve içinden “ne insanlar var, verdiği para zaten fiyattan daha yüksek, bunu bile hesaplayamıyor, yazık” der. “Hem zaten esmer olduğuna göre ya Türk, ya Maroc (Faslı), ne akılsız oluyor bunlar” diye düşünür. Gel de açıkla... uğraşmazsın, şıngır şıngır cebinle uzaklaşırsın oradan.

Evet, bu tür örneklerde çok mutlu oluyor insan, pratik zekamız, espri zekamız falan hep tavan yapıyor, doğru. Ancak toplumsal bir hareket için, ya da daha küçültelim, sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmek, faydalı bir şeyler yapmak için düşündüğünüzde bizi batıran işte bu zeka faktörü oluyor. Hiçbir liderin dediğini örgütteki Türk beğenmiyor, çünkü mutlaka daha iyi bir fikri oluyor keratanın. Sonra bölünmeler başlıyor, birlikten kuvvet doğacakken zekamız yüzünden böl ve yönet konulu politikalara vaka çalışması oluyoruz. Eh, cehennemde bile Türk kazanının başında bir zebani beklemiyormuş değil mi? Birisi kaçmaya çalışırsa diğerleri zaten gitmesin diye ayağından çekiyormuş içeri. Hadi bu daha ziyade “haset” özelliğimiz yüzünden olur, zeka yüzünden değil ama bir bakın bakalım etrafınıza fazla zeka yüzünden günlük hayatta hangi fırsatlar kaçıyor.

Amerika’da kullanım kılavuzunda yazmıyor diye kediyi mikrodalgada kurutmaya çalışan kadın yüklü tazminat alabiliyor. Biz bunu okuyunca “yuh artık!” diyoruz, evet haklıyız, bu kadar da olmaz!... ama sonra “ben salak mıyım yahu?” diyerek hiçbir aletin kullanma kılavuzunu okumuyor, allah bilir ne hatalar yapıyoruz.

Amerikan işlerinde her talimat “keep it simple stupid” felsefesine göre hazırlanıyor. Yani en aptallar bile anlasın okuyunca, geri kalanlar zaten anlar deniyor. O kadar basit ve adım adım anlatılıyor ki, söz konusu işi biri bırakıp diğeri devralsa aynen kaldığı yerden devam ediyor iş, hiçbir aksama olmuyor. Bizde ne oluyor? Ahmet’in yerine gelen Mehmet işin yapılış şekline yorum katıyor. Çok akıllı ya... o bakımdan. Sonra yandı gülüm keten helva durumu oluşuyor, onda da parlak zekası ile bir kaçış yolu buluyor. Akşam eve giderken ne diyor peki?

“yaşasın!... iyi ki çok akıllıyım, ne biçim yırttım durumdan” :)

Baler.