Dünyanın en iyi 3 gitarcısı

Daha önce erkek solistleri yazmıştım. Elbette benim damak tadıma, kulak zevkime uygun olarak. Yine aynı mantıkta gitarcıları sıralamak istedim. Ancak burada önemli bir kriter var, bunlar grup gitarcıları, solo kariyeri ile meşhur olan gitarcılar değil. Yani bence grubuna en çok değer katan ve aynı zamanda nağmeleri benim ruhumu okşayan gitarcılar.

Bir numarada David Gilmour oturur çok uzun yıllardan beri. Gitar adlı enstrümanın bir insanı bir yerlerden alıp başka yerlere götürmesi kavramını bana o anlatmıştır her daim… Pink Floyd’un ilk döneminden itibaren, zirve yaptıkları, çok popüler oldukları dönemler dahil ve Roger Waters’ın ayrılmasından sonraki dönem de dahil olmak üzere her daim bu adam bir başka çalar. Yıllar içindeki tonları, seçtiği notalar, tatlı sertliği, ne zaman, ne kadar uzatması gerektiğini bilmesi hep çok doğrudur, hatta inanılmazdır. Shine On You Crazy Diamond, The Wall Part 2 ve Coming Back To Life Pink Floyd’un üç ayrı dönem işidir ama onun ölümsüz, zaman tanımayan cümlelerine çok güzel örneklerdir. Özetle, gitar David Gilmour’un çaldığı gibi çalınmalıdır, o enstrümanın hakkı budur! :)

İki numara için kafam karışık, ayırt edemeyeceğim aslında… Toto’nun Steve Lukather’ı mı, Dire Straits’in her şeyi Mark Knopfler mı? İkisine de ortak ikincilik verelim :)

Steve Lukather’ın diğer ikisine benzer şekilde müthiş cümlelerine ilave olarak bir artısı vardır; power chord’ları ve ritm’leri. David de, Mark da tek notanın, solonun, hikayeli, cümleli anlatımların kitabını yazmış olsalar da bu zengin vuruşlarda çok uçmuş değillerdir. Steve en az diğer ikisi kadar solo atar ama üzerine bir Toto parçasının bütün ruhunu veren ritmi de icat edebilir ve parça boyunca bunu çalabilir. Yeri geldiğinde de o ritmi kesip şapka uçuracak soloyu atar. Şüphesiz müthiş özel bir adamdır kendisi.

Mark Knopfler da diğer ikisinden farklı olarak kendi grubunun kurucusu, tek ve mutlak hakimi, beyni, solisti ve her şeyidir. Diğer iki gitarcının grupları, her biri en az gitarcısı kadar meşhur adamlardan, dahilerden oluşur. Dile kolay, Toto ve Pink Floyd’dan bahsediyoruz. Ancak Mark, biraz da bilinçli olarak, kendinden başka star istememiştir grubunda. Elektro gitarı parmakla çalıp dehşet farklı bir ses elde etmiş olduğu için gitarcılık olarak bütün dünya gitarcılarından ayrılır zaten en baştan. Onun süslemeleri ve ara nağmeleri kıtalar ötesinden belli eder kendini. Son derece tipik de bir tonu vardır, Mark Knopfler gitarı hiç kimse ile karıştırılamaz. Olağanüstüdür.

Bu üç güzel gitarcının tatsız bir ortak tarafı da vardır lakin. Solo kariyerlerinde beni kendilerine hayran bırakan işlerden pek yapamamışlardır; tabir yerindeyse biraz sapıtmışlar, çizgiden çıkıp başka çizgilere girmişlerdir.

Şöyle açıklayayım… Mark country’ye yöneldi solo işlerinde, Nashville’li herhangi bir gitarcıdan farkı kalmadı neredeyse… David iyice uzun ve buhran notalı şeyler çalmaya başladı, sanki bir miktar dinamizm kaybetti. Hani senfonilerin, konçertoların ortalarında largo veya andante bölümler olur ya uykunuzun geldiği, işte onun gibi oluyor solo albümleri. Yine grup performansına en yakın işi Steve Lukather yapıyor ama onun solo işlerinde de Toto’nun melodileri, insanı esir eden grup bütünlüğü olamıyor. Yani onun da solo işleri grup işinden daha aşağıda kalıyor…

David’i canlı performans izlemek kısmet olmadı, hala dua ediyorum bir fırsatım olsa diye. Roger’ı Kuruçeşme Arena’da David’siz dinlediğim halde hayatımın en güzel konserlerinden biriydi. İsim hakkı grubun geri kalanında olduğuna göre Pink Floyd olarak veya David Gilmour olarak şu fani hayatta adamı bir seyredebilsem, cidden başka şey istemem. Mark Knopfler’ı yine Kuruçeşme Arena’da seyrettim, ama tam da bahsettiğim şekilde, country’ci dedeler şeklinde seyrettim. Ben orada Private Investigations, Tunnel Of Love veya en azından Sultans türü şeyler beklentisindeyken hiç ama hiç kesmedi beni country’nin light’ı… Normalde severim country ama sen Mark Knopfler’sın yahu :( bırak onu başkaları çalsın, sen imza gibi işlerinden yapsana?!

Ve son olarak… “gel 29 Kasım 2011, gel” diyorum… :) Duyduğum anda biletimi aldım. Steve Lukather JJ Balans’taymış o akşam. Müthiş haber! Getirene bin teşekkür ediyorum şimdiden. Lukather’in konserinin her şey olma şansı var ama enerjisiz ve eğlencesiz olma şansı yok! O adam yıllardır kaybetmediği müzik aşkı ve gitar tutkusuyla eminim çok çok güzel çalacak o akşam. Yanılmayacağımı düşünüyor, mutluluk gözyaşları içinde seyretmek için gün sayıyorum… aman bir aksilik olmasın!

Baler.